ZAMAN MAKİNESİ
Okuyucunun dikkatine, bu yazı boyunca zamanda zırt pırt
ileri geri gidilecektir. Kemerlerinizi bağlayın!
Bu fikri ilk kimin ortaya attığı bilinmeyen, zaman makinesi icat etme hayalinin gerçeklikle buluşması eğer sizin için de hala uzak gelecekte gibi gözüküyorsa şanslı gününüzdesiniz. Size bir sürprizimiz var. Çalışmalara bundan tam çeyrek asır önce başlandı ve evet nihayet yıllar süren ertelemeler sonucu geçtiğimiz yılın aralık ayında uzaydaki yerini aldı. Bahsettiğimiz kahraman James Webb Teleskobu.
Zaman makinesini teleskoba nasıl bağladığımızı siz sormadan
biz cevaplayalım. Webb teleskobu evrenin ilk zamanlarından gelen ve hakkında az
ama önemli şeyler bildiğimiz ışığın izini sürüyor. İlk ışığı arama serüveninde yakaladığı
ilk fotoğrafta, SMACS 0723 galaksi kümesinden gelen 4.6 milyar yıl önceki
ışığın görüntüsünü bizlere sundu. Evet bu uzayın ilk fotoğraflanışı değil.
Webb’in abileri olan Hubble ve Kepler gibi uzay teleskopları da defalarca kez
benzer görseller yakaladı ancak bu görsel evrenin ve zamanın şimdiye kadar
çekilmiş en derin, en eski ve en detaylı fotoğrafı. SMACS 0723 isimli galaksi
kümesine ait olan bu görüntüde, şimdiye kadar gözlemlenmiş olan en sönük
cisimler de dâhil olmak üzere binlerce galaksi bulunuyor.
Teleskoplar şimdiye kadar ortaya çıkan en eski yıldızların saçtığı evrendeki ilk ışığı görecek kadar geriye bakmamızı sağlayamadı ancak Webb, bu sönük parıltıyı toplayıp ona odaklanmak üzere özel olarak tasarlanan en son teknolojiyle donatıldı. Çalışma prensibi olarak Hubble teleskobundan ayrılan (ki bu ikili sık sık kıyaslamalara maruz kalıyor) Webb, temelde kızılötesi dalga boylarını algılayabiliyor. Onu özel kılan da bu. Peki neden kızılötesi dalga boylarıyla ilgileniyoruz? Evrenin genişlemesi nedeniyle Dünya’dan uzakta bulunan galaksilerin ışığı, elektromanyetik spektrumun görünür olan kısmından kızılötesi kısmına kaymıştır. Başka bir deyişle, uzak galaksiler yalnızca kızılötesi dalga boylarında görülebilir haldedir. Galaksi kümelerinin yerçekimi, ardında bulunan cisimlerin yaydığı ışığı büker ve büyütür; Webb’in donatılmış olduğu teknoloji ise gökbilimcilerin oldukça uzakta bulunan gök cisimlerini görmelerine olanak tanıyor. Kızılötesi ışığın incelenmesiyle yeni doğan yıldızları kaplayıp gizleyen toz bulutlarının ötesi görebiliyoruz ve bu sayede evrenin daha önce görülmemiş, çok uzak köşelerine bakmak mümkün hâle getiriyor.





Yorumlar
Yorum Gönder